Kalma arap

Arap yarımadasının İslamiyet ile müşerref olmasından hemen önce bölgede bir çok putperest kabile yaşamaktaydı. Kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan, putlardan medet uman bu toplumun İslamiyetle tanışması ile birçok put parçalanarak imha edildi ancak bazı putperestler putlarını gömerek muhafaza etmeye çalıştılar. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), İsrail ile normalleşme anlaşması yapan Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) kararından geri dönmesi ve Arap Barış Girişimi'ne bağlı kalma çağrısı ... Çin ve Arap devletleri, antik çağlardan kalma kalıcı bir dostluğun tadını çıkarıyor. Özellikle, antik İpek Yolu mal ve kültür alışverişini kolaylaştırıyor. Çin ve Arap halkları yan yana savaştılar ve ulusal bağımsızlık mücadelesinde iyilik ve keder paylaştılar. Arap turistler, sıcak yaz günlerinde şelaleye gelerek buz gibi sulara ayaklarını sokup saatlerce burada vakit geçiriyordu. Bu sene boş kalan şelalede esnaf turist bekliyor. ARAP BAHARI Duke Üniversitesi öğretim üyesi, ekonomist Timur Kuran’a göre, Arap Baharı sürecindeki Ortadoğu’nun politik liderliği için güçlü adaylardan biri Türkiye… A BD’nin Duke Üniversitesi öğretim üyesi, e-konomist ve Yollar Ayrılırken-Ortadoğu’nun Geri Kalma Sürecinde İslam Hukukunun Dünya Savaşı’ndan kalma bomba bulundu 22:27 Tennis Championship Istanbul’da şampiyon Patricia Maria Tig oldu ... Bursa'da Arap turistlerle dolup taşan şelale bu yıl bomboş kaldı. Bilim insanları Buz Devri’nden kalan, kusursuz şekilde korunmuş bir köpeğin gövdesini inceleyen bilim insanları beklenmedik bir keşif yaptı. Köpeğin midesinin içinde son tüylü gergedana ait olduğu düşünülen bir parça bulundu. 14 bin yıllık yavru köpe

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine

2020.07.30 19:01 karanotlar Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine

Murat Özden
Doğduğum yer olan Gönen’in Balcı köyüne ilkokul açıldığında 3,5-4 yaş arası bir yerdeydim. 1958 - 1959 öğretim yılı öyle bir yerlere tekabül ediyor. Okulun ilk açıldığı günü bugünkü gibi net hatırlıyorum. Biraz yaşları gecikmiş olarak ilkokula başlayan ağabeyim ve ablamla birlikte ben de okula gideceğim diye tutturmuş, kıyameti kopartmıştım. Ama "Sen küçüksün, daha okula gidemezsin" itirazlarına çok gücenmiştim.
Ağabeyimle ablamın okulda o gün ne yaptıklarını çok merak etmiştim. Ağabeyim okuldan gelir gelmez babama dönmüş, "Hepimizin anası, hepimizin babası, büyük kurtarıcı, ulu önder kimdir?" diye sormuştu. Babam önce soruyu anlamamış, sonra işi toparlamış ve "Neşujur ari - Körü diyorsun" demişti. Benim Atatürk ismiyle birlikte duyduğum ünvanı "Neşu - Kör" olmuştu. İnönü’nün ise evimizdeki ve tüm Çerkes evlerindeki ünvanı ise "Degu-Sağır" idi.
Okulun açıldığı ilk gün, öğretmen sınıfa çerçevelenmiş bir resimle girmiş ve "Bu resimdeki kişiyi kim tanıyor?" diye sormuştu. Ama o gün sınıfta bulunan çocukların hiçbiri resmini ilk defa gördükleri bu adamı tanımamıştı. O gün öğretmen gün boyunca Atatürk'ün ne büyük bir kahraman olduğunu anlatmış ve küçücük çocukların kafalarına adeta onu çakmıştı.
Peki bizim evimizde ve tüm Çerkes köylerindeki evlerde Atatürk’e Neşu, İnönü’ye de neden Degu deniyordu?
Çünkü, Atatürk'ün yaratmak istediği tek tipçi ırkçı ulus sistemi Çerkesler’in mantalitesine ters geliyor, desteklemiyorlardı. Bu nedenle Çerkesler’in yok edilmeleri için ne yapılması gerekiyorsa yapılıyordu. Uğradıkları bu insanlık dışı baskı ve zulümlerden dolayı Atatürk ve İnönü bu lakaplarla anılıyordu.
Türkiye'de uygulanan dil yasakları Çerkeslerle birlikte Kürt, Laz, Pomak, Arnavut, Yahudi, Ermeni, Rum, Çingene, Arap, tüm halkları asimile etmeyi amaçlıyordu. Şapka kanunu ile kılık kıyafet kanunu her türlü etnik belirtiyi yok ederek asimilasyona hizmet ediyordu.
Gönen - Manyas Çerkesleri sürgüne tabi tutuluyor, 1923 yılının Mayıs ve Haziran aylarında, daha Cumhuriyet ilan edilmeden ilk imha operasyonu Çerkesler’e karşı uygulanıyordu. Yapılan bu operasyonlarla Çerkesler sindirilip, devletin yanına çekiliyordu.
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı uygulanan inkar, imha ve asimilasyon politikaları sonuç vermemiş, Kürt meselesi, Türkiye'nin önündeki çözülmesi gereken en büyük sorun olarak durmaktadır.
1932 yılında, Trakya Yahudileri’nin yok edilmesi, 1942 yılında çıkarılan varlık vergisi kanunu ile tüm Müslüman olmayan etnik toplulukların mal varlıklarına el konularak çalışma kamplarına sürülmeleri ve ülkeyi terk etmeye zorlanmaları uygulanan asimilasyon politikalarının bir parçasıydı.
Kemalizmin dindar kesimlerle de büyük sorunları olmuştur. Aydınlanma çağını yaşamamış, dinde reform gerçekleştirmeyi bir ihtiyaç olarak görmeyen bir topluma tepeden inmeci yeni bir din anlayışı dayatmaya kalkılması tepkilere yol açmıştır. Bugün dindar kesimlerde, Kemalizme ve Atatürkçülüğe içten içe bazen de açıktan açığa kin ve nefret dalgasının nedenlerini bu tepeden inmecilikte aramak gerekmektedir.
Sol kesimlere karşı da çok acımasız operasyonlar yapan Kemalist devletle solcuların ilişkisini anlatmak başlı başına ayrı bir yazı konusudur. TKP, Dev-Genç, THKO gibi çizgiler, Kemalizmle uzlaşırken; Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve İbrahim Kaypakkaya dışında Kemalizm’e doğru düzgün eleştiri getirebilen sol bir düşünce akımı da olamamıştır. Türkiye solunun en büyük hatası Kemalizmi anti emperyalist ve sol olarak nitelemesidir. Oysa Kemalizm, döneminde İtalyan faşizmini kendine örnek olarak almış bir uygulamalar bütünüdür.
Türkiye Halklarına karşı her türlü işkence ve eziyet üzerine kurulmuş olan Kemalist rejimi savunanlar "Mustafa Kemal bu yapılanları yapmak zorundaydı” diyerek uygulanan işkence ve asimilasyon yöntemlerini savunmaktadırlar. Türkiye cumhuriyeti ile aynı dönemde hayata geçmiş olan Sovyetler Birliği’nde "Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı" ilkesi çerçevesinde her halkın kendi anadilinde eğitim yapması savunulmuş ve desteklenmiştir. Bu sayede, anavatanımızda büyük bir Çerkes edebiyatı doğarken ve gelişirken, Türkiye'de Kemalist rejimin uygulamalarından ötürü, değil yazılı bir edebiyat ürünü, Çerkes dili ve kültürü hızla yok olma noktasına gelmiştir.
Onun için, Çerkesler de Kkemalist rejime karşı, Çerkeslerin haklarıyla birlikte tüm Türkiye halklarının haklarını savunmak için demokratik bir Türkiye'den yana olmak zorundadırlar.
Atatürk, sadece Türklerin atası olmayı seçmiştir. Çerkeslerin, Kürtlerin, Lazların, Arapların, Pomakların, Ermenilerin atası olmayı tercih etmemiştir. Tam tersine, Türkler dışındaki tüm etnik halkları yok etmek isteyen ırkçı bir rejim yaratmıştır. Bu rejimi yaratan kişi Çerkeslerin atası olmayı hak etmemiştir.
Atatürk paylaşımları yapan Çerkesler, maalesef bu gerçeklerin farkında değiller. Onlara, gerçeklerin anlatılarak rehabilite edilmeleri gerektiğini bilmek beni gerçekten üzüyor.
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.22 00:04 fasa-fiso Uyan Türk Genci

Söyleyeceklerimi yine söylüyorum. Şu an adıma açılan soruşturmaları toplasam başka galaksiden bile vatandaşlık alırım ama gitmiyorum bu ülkeden. Çünkü bu ülke benim! Bu ülkeyi bize “ülke” yapan insanlar pek tabi Fransa’larda Almanya’larda çok güzel hayatlar yaşayabilirlerdi ama postalları çamur içindeyken bu ülkeyi sadece bizim için kurdular. İşte ben sadece onların postallarında çamur ile eş bir şerefe sahip olmak için gitmiyorum ve yine de susmuyorum. Siz de susmayın. Biz genciz ama daha önemlisi biz Türk gençleriyiz. Bu yolda yeşil gölgeli çamlar size gel dese de güneşe doğru gözleriniz kör olana, cildiniz bir daha gürlemeyecek kadar gerilene kadar yürümelisiniz. Biz başkayız dostlarım. Biz bir hayatta kalma mücadelesi içindeyiz ve bu ülkeyi Arap sevici bir grup badem bıyıklı PİÇ’e mi bırakacağız? Onlar bizim geleceğimizi almış olabilir ama şunu unutmayın ki bir gün ölürken keşke torunum için, çocuğum için bir şey yapsaydım, bir ses çıkarsaydım demeyi istemezsiniz. Gazeteci Hasan Tahsin bir kişiydi, çiftçi Kara Fatma bir kişiydi, Şahin bey bir kişiydi, sütçü İmam da bir kişiydi, Mustafa Kemal de bir kişiydi. Bir kişi demek bir devlet demektir. Her birimiz bir devletiz. Ve artık vurdumduymaz halinizi bir kenara bırakın, sokağa çıktığınızda size akıl vermek isteyenlere gerçekten insan gibi nasıl yaşanır dersi verin. Benimki sadece bir ihtimal, benimki bir tavsiye. Vergiyle yoğrulan fakat yine de bu eziyet altında düşünme yetisini kaybetmeyen her dosta tek tavsiyem, sözünüzü asla esirgemeyin. Doğru sözü söyleyince hapse gitmekten korkmayın, o hapisler size gün gelir saray olur. Kusura bakmayın vaktinizi aldıysam. İçimi dökmek istedim
submitted by fasa-fiso to KGBTR [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.22 14:53 wovlxrd Şuanda açık cezaevinden yazarım

Arkadaşlar hiç kimse kusura bakmasın şuanda açık cezaevinden yazarım resim yazdan kalma kaçak gezerken Rum tarafın da neyse zaten 1 2 3 o çocuğu benim kaçak olduğumu ihbar ettiği için 2 ay yaz günü Ayıa Napa da kaçak gezdikten sonra yakalandım birde polisler beni club da yakalarken adım Olivier kahn diyip imza attım diye 6 ay yedim 5 ay yattık eee kıskananım çok neyse pazartesi mahkemeye çıkacam ülkeme geri dönmek için kimliğimi de kaybetmiş bunlar gerçi telde resmî var umarım sıkıntı çıkmaz önce uçakla bir Arap ülkesine ordan da İstanbul a yollayacaklar sanırsam 1 ay sürebilir onaylanacak daha bilet dir şudur neyse demek istediğim SURVIVOR IN GERÇEK KRALI BENİM SURVIVOR BENİM SAYEMDE İZLENMEYE SEVİLMEYE BAŞLADI GERÇEK BİR KRAL VARSA O DA BENİM ORMANLARIN EFENDİSİ TABİAT IN EFENDİSİ DOMİNİK İN YERLİ ABORJINI BENIM BİR MÜDET VİDEO paylaşamayacam çünkü internet i çok zayıf biran önce ülkeme dönüp kalan cezamı yatıp halka geri dönüp topluma karışmalıyım ekranların bana ihtiyacı var ulan yangın da tek başıma 150 kişiyi tek başıma kurtardığımı ne çabuk unuttunuz burdan Türkiye cumhuriyetine seslenirim ben dönecem geri ama benim yerim CEZAEVLERİ değil yeterin artık benim yerim TV ekranlar SAYIN Cumhurbaşkanım bu kadar çekici yakışıklı ülke ekonomisini kaldıran bir Adamı içeri atmanız saçma olmaz mı benim ekranlar da 8 yıllık arkadaşım Survıvor Yasin Obuz la film çevirmem lazım yarıda kalan firarda yı tamamlamamız lazım BUMMM .... #istanbul #meclis #survivor2020 #model #ayianapa #nisibeach #mersin #acunilicali #gym #fitness #healtyfood #instagood #instalike #instadaily #fasihon #milano🇮🇹 #ankara
submitted by wovlxrd to kopyamakarna [link] [comments]


2020.01.04 07:23 Yuma1313 Iran meselesi hakkında

Şimdi arkadaşlar bildiğiniz gibi dört parçalı kürdistan var. Bu planın değişikliğe gidildiği söyleniyordu. Yani bu dört parça oluşturulacak ama birleştirilmeyecek. Böylece parçala böl yönet olayına uyacak. Şu an planda ayakta kalan iki ülke var. O da iran ve türkiye. Önce bunu hatırlayalım.
Şimdi gelelim son iran olaylarına. Açıkçası bu hamlelerin iran'a hem yaradığını hem yaramadığını düşünüyorum. Kasım Süleymani güçlü bir adamdı. Iran'ın sahalarda at koşturmasını sağlıyordu. Fakat aynı şekilde çok güçlenmesi iran'ın işine gelmiyordu. Devlet içinde devlet olmaya başlamıştı. Bu irandaki mollaları endişelendiriyordu biraz. Bu çözülmüş oldu ama bu adam ölünce iran'ın yan ülkelerdeki etkisi de kırılmış oldu.
Şu flood mesela çok mantıklı bence
https://mobile.twitter.com/yazparov/status/1213196922493816834?s=19

Iran eğer sert şekilde yanıt verirse savaşa evrilmesi muhtemel. Bunun yerine proxi güçlerle saldırmasını bekliyorum. Amerika'da bir anlaşmazlık var gibi geliyor. İsrail 4 parçalı kürdistan için bastırırken, amerikadaki bazı kesimler ortadoğunun karsız olduğunu, burda saplandıkları için çin'in büyüdüğünü düşünüyor. Bu yüzden çıkalım diyorlar. Fakat amerika ortadoğu projesinden vazgeçerse oyun alanı iran ve rusya'ya kalacak. Bu yüzden olabildiğince iran'ın gücünü kırmaya çalışıyorlar gibi.

Öte yandan iran rejimi amerika tarafından yönetiliyor gibi geliyor bana. Şöyle diyim 1980'de bizde darbe oldu. Amerika yaptı bunu. İran devrimi 1979'da oldu. Tesadüf gibi gelmiyor. İran'ın halini bir düşünün. Petrolü var. Eğitimi gerçekten çok iyi. Iranın haline bakmayın eğitim seviyesi çok yüksek ordakilerin. Bu ülkenin ortadoğuda süper güç olmasındaki tek engel baskıcı rejim. Amerika'nın işine geldiği kesin. Bu yüzden danışıklı dövüş yapıyorlar gibime geliyor bazen.

Çok karışık bir coğrafya bu. Beni endişelendiren bizimkilerin tutumu. Şimdilik açıklamalar tarafsız kalınacak yönünde gibi ama Erdoğan ne yapar belli olmaz. Irak iran savaşındaki gibi tarafsız kalırız umarım.

Öte yandan komik bir duruma değineyim: yunanistan çok zeki bir ülke. En başında olabildiğince homojen bir ülke kurmak için her boku yedi. Yahudi ve müslümanları katlettiler. Geri kalanı da mübadele ile türkiyeye verdiler. Bence çok zekice bir hamle. Sen ne kadar azınlıklara haklar verirsen ver bir gün arkandan bıçaklamayacaklarından emin olamazsın. Irak iran savaşında, savaşın ilk dakikasında talabani ve barzani tayfası iran safhına geçti. Kendi ülkelerine ihanet ettikleri için petrol bölgelerinde özerklik verilerek ödüllendirildiler. Senelerce türk ve arap yerleşim yerlerinde terörle ve devlet eliyle temizlik yapıldı zaten. Türkmen katliamlarını okursanız görürsünüz ışid falan ortada yokken kendi yerlerinden sürmek için her şeyi yapıyorlar. Işid belası ortaya çıkınca barzani tayfası direk kerkükün nüfus müdürlüğünü yaktı. Sonra da sistematik olarak oraya kürtleri kaydırdı. Aynısını bir nevi pkk da yaptı. Hdp'nin ığdır'a kürt seçmen kaydırdığı söyleniyordu zaten. Şu an adana ve mersinde yerleşmeleri tesadüf değil. Öcalan'ın planlarında vardı. Mersin çevresi kürtleşmeli diye demeci var.
https://eksisozluk.com/entry/35519688
Iğdır'daki türklere sataşmalarını falan da işittim maalesef.
Iran bu duruma karşı kendi azınlıklarını şii mezhebi üstüne birleştiriyor. Ama ordaki kürtler sunni. Bundan dolayı da daha fazla baskı kurduklarını duymuştum. Bizde de erdoğan sunnilik üstüne oynuyor diğer mezhepleri ve dinleri baskılıyor. Açıkçası iki yönetimin de ters teptiği ortada. Iran ve türkiyede giderek artan bir ateist, deist, agnostik oranı var. Bu durum din birleştiriciliğini ortadan kaldırıyor. İkinci bir ermeni vakası bile bekliyorum artık. Yarın bir gün savaş çıksa istanbul'daki, izmir'deki, adana'daki, Antalya'daki vs pkk destekçisi kürtlerin sizi boğazlamayacağından emin misiniz? Bu ülkedeki Türkler türkleri mezhebi yüzünden boğazladı eskiden. Bir benzeri olmayacak mı? Türkiye'nin en büyük tehditi dışarda değil, içinde. Dış düşmanlar gelince türklerin mezhebe bakmaksızın bir araya geleceğinden hiç şüphem yok. Bu ülkenin yahudi ve ermeni türkleri de destek verecek buna da şüphem yok ama ben ırak-iran savaşındaki kürtlerin tutumuna bakınca hiç emin olamıyorum.
Şu an amerika'da binbir türlü farklı insan yaşıyor. Hepsinin bir arada kalma sebebi tamamen ekonomi. Yarın bir gün amerikanın ekonomisi yıkılırsa onlar da bölünecekler. Demokratikleşmek senin bölünmene engel olmuyor bu yüzden. Bölünmene engel olan şey caydırıcı bir güce sahip olmak. Bu da ileri teknoloji ve bilimden geçiyor. Türkiye bu yüzden kürt sorunuyla falan uğraşmamalıydı. Pkk ile dümdüz savaşmaya devam ederken bilime ve teknolojiye yatırım yapmalıydı. Devlet doğuya gidip her şehre fabrika açarak nüfusu o bölgeye çekmeliydi. Doğuda bir şey yok diye millet gidip urfaya, antepe, adanaya yerleşti. Nüfusu kendi yaşadığı bölgede dizginlemek istiyorsan orayı sanayileştirmek zorundasın. Bu gün Sivas ve Erzurum kürtleşmediyse nedeni fakir olmaları. Eğer doğuyu ve iç anadoluyu sanayileştirebilirsek her şey daha iyi olurdu. Bu demokratik haklardan da daha etkili bir çözüm olurdu. Bir kürt fransaya gittiğinde kuzu kuzu yaşıyorsa sebebi paradır. Paranın açamayacağı kapı yok. Akp ne yaptı peki? Ulan hem sorunu daha da palazladı hem de yatırım yapmayıp ülkenin parasını yedi. Demirtaş'ın dediği bir laf vardı:çözüm süreci yüzünden 90lara geri döndük diye. Kesinlikle doğruydu. Tamam barış yaparsın anlarım da bizimkiler dümdüz bokunu çıkardı. tüm pkklılar dağdan inip teslim olmadıkça meclise neden soktunuz? Bunun usulü böyledir bizimkiler tersine yakalanmış pkklıları serbest bıraktılar. Hadi onu da geçtim bokunu çıkarıp türkiyede türk yok dediniz. Kürtlerin senelerdir türkleri aşağılama argümanı buydu: siz kırmasınız. Komik yanını söyleyim mi? Araştırmalara göre geçiş bölgesinde olmamıza rağmen en çok türk geni bizde, anadoluda var. Çünkü ülkenin büyük bir kısmı anadoluya geldikten sonra yerleşik hayata geçmemiş. Ordan oraya göç etmişler. En sonunda osmanlının tepesi atıp zorla yerleşik hayata geçirmeye çalışıyor o da 1800lerin ortasında oluyor. Dadaloğlu'nun meşhur eseri de bunun üstünedir.
http://www.haplogruplar.com/turklerde-otozomal-dna/
http://www.haplogruplar.com/turkiye-turklerinin-orta-asyali-turkmenlerle-genetik-akrabaligi/
https://www.haplogruplar.com/turklerin-genetik-yapisi/
Bu araştırmaları iyi okuyun. Ne kadar kandırıldığınızı anlayacaksınız.
Her neyse akpnin hamleleri üstüne millet çok fena kutuplaştı. Hem kürt, hem türk milliyetçiliği palazlandı. Bu yüzden yarın bir gün bir savaş olsa birbirimizi boğazlamayacağımızdan emin değilim. Iran karışırsa maalesef Türkiye de karışır. Iran'ın toprak bütünlüğü Türkiye'nin garantisidir.
Konuyu çoooook dağıttım ama siz İran meselesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
submitted by Yuma1313 to Turkey [link] [comments]


2018.03.21 10:26 evodak01 Ankara Günlük Kiralık Evler 03122856005

01-Adalet Akademisine staj eğitim için gelen Hakim Savcı lar için Ankaranın Balgat, Ahlatlıbel Oran Erzurum Mah, Yıldız Çankaya Semtlerinde Full Mobilyalı Sezonluk Aylık Kiralık Apart Daireler 02-Ailece geldik 3 gece konakladık çok memnun kaldık merkeze yakınlığı evilerin konforu rahatlığı işletmenin kurumsallığı mükemmel tavsiye ederim. 03-Ailece gönül rahatlığı ile kalabecek bir işletme konforlu emniyetli temiz ve heryere yakın personel ilgisi cok fazla teşekkürler 04-Aileniz ile gönül rahatlığı ile kalabileceğiniz mükemmel bir günlük kiralık daireler Ankara 05-Ailenizle gelip gönül rahatlığı ile kalabileceğiniz konforlu güvenilir temiz ankara çankaya balgatda tüm merkezi yerlere yakın kurumsal bir işletme tavsiye ederim 06-Ankara Ahlatlıbel deki Türkiye Adalet akademisinde 3 aylık Hakimlik Staj eğitimim esnasında Evodak Apartment Konaklama Kiralama Şirketine ait Yıldızdaki Full Mobilyalı Kiralık evde kaldık. Çok rahat ve konforluydu tavsiye ederim 07-Ankara Aylık ve Sezonluk Ev Kiralamalar Hastanın ve refakatçilerin konforu ve hijyeni açısından kalınacak yer 08-Ankara Balgat Çukurambar Söğütözü cıvarında Tedavi için hastanelere gelen yerli yabancıların güven ve temiz bir ortamda kalabilecekleri daireler ve evler Kalacaksanız burada kalın 09-Ankara Balgat da Apart Daireler ihtiyacımız olduğunda evodak apartment firmasını ile çalışmaktayım ve tavsiye ederim konforlu emniyetli temiz ve kurumsal bir işletme 10-Ankara 'da aileniz ile guvenle kalabileceginiz temiz konforlu kaliteli ve kurumsal bir isletme tavsiye ederim 11-Ankara da kalinacak hijenik konforlu uygun fiyatli modern nezih bir yer 12-Ankara daki Piknik Organizasyonlarımızda Personellerimiz ile birlikde konakladık ve çok memnun kaldık başarılarınızın devamını dileriz oldukça kurumsal ve aile ye uygun evler ve daireler 13-Ankara Fuar Apart Otel Konaklama Ankara Fuarlarına Katılımcı firmalarını kalabileceği daireler AKM VE ATO Kongre ve Sergi Sarayı çok yakın Balgat - Söğütözü 14-Ankara Günlük Kiralık Ev Balgat'da Haftalık Aylık Sezonluk Kiralık Ev Daire Apart Güvenilir Konforlu Hijenik Konaklama Hizmetleri 15-Ankara Günlük Kiralık Ev -Daireler Haftalık Aylık Sezonluk Kısa süreli Konaklamalarda 16-Kurumsal Güvenilir Aileye uygun konforlu ve hijenli 2 +1 85m2 Apartlar 17-Ankara Günlük Kiralık ev konusunda gördüğümüz en kurumsal bir işletme Evodak Apart Konaklama 18-Ankara Günlük Kiralık Ev ve Daireler Memorial Ankara Hastanesi - Bayındır Hastanesi - Özel TOBB Hastanesi - Medicana Hastanelerine en yakın 19-Ankara Günlük ve Kısa süreli Kiralamalar 1-2 günlük veya 3-5 Günlük ve Kısa süreli Kiralamalar da İş gezileri için Konforlu Apartlar daireler 20-Ankara Haftalık Kiralık Ev Daire Apart - Full Mobilyalı Konforlu Temiz aileye uygun Haftalık Aylık Sezonluk Apartlar 4 kişi kapasiteli klima LCD TV 2+1 85m 21Ankara Hastane Tedavi Konaklama; Medicana, Memorial, Tobb Hastanesi, Bayındır hastanesi, Koru hastanesi,uzun süreli konaklamalarda apart kiralama 22-Ankara Konaklama Apart Daireler ; Otel - Pasiyon - Motel - Misafirhane - Yurt - alternatif Mobilyalı Apart Daire Kiralanmasıdır. Konforlu Güvenilir Hijenik 23-Ankara Mobilyalı Kiralık Ev Haftalık Aylık Sezonluk Ankara Çankaya da Apart Daire otel Motel Misafirhane ihtiyacınıza hizmet vermektedir. 24-Ankara Özel Memorial Hastanesi, Söğütözü Özel Medikana Hastanesi, Bayındır Hastanesi e Tedavi amaçlı gelen hasta hasta yakınları refekatcıları Iraklı Libyalı arap ve veya Türk Hastaların haftalık aylık Konaklamaları için full mobilyalı kiralık apart daireler 25-Ankara Söğütözüdeki ATO Congresium Fuarlarına katılım için geldiğimizde Firma elemanlarımız ile 1 hafta burada konakladık çok rahat ettik tavsiye ederim. Ev Konforunda Temiz Rahat Emniyetli Çalışan Personeller çok Misafir perverler göstermiş olduğuuz ilgiden memnun kaldık 26-Ankara Şehir merkezine Çok yakın olana evodak apart konaklama Ankara Günlük Kiralık ev konum olarak çok uygun 27-Ankara Ticaret odasına yakınlığı ve Fuar katılımcısı olarak bulunduğumuz günlerde ev ortamını aratmayan kurumunuza teşekkür ederiz. 28-Ankara ya gelen misafirleri ve kendi seyahatlerimde Evodak Transfer Hizmetlerini kullanıyorum ve çok memnunum 29-Ankara ya her geldiğimizde evodak apart dairelerinde kalıyoruz çok memnun kalıyoruz 30-Ankara’da daha öncede birçok yerde konakladım; fakat EVODAK’ın sunduğu hizmet, gördüğüm en başarılı hizmet! 31-Ankara'da 15 gün konakladık. Dairenin yeri çok merkeziydi. Arabamız için rahatlıkla park yeri bulmamız bizi çok memnun etti. 32-Ankarada bulabileceğiniz en iyi apart. İster dairelerin kalitesi, güvenli konum ve yonetimin sorumluluğu ve tamamen ailelere uygun. Çok memnun kaldık. Kendilerine teşekkür ederim 33-Ankara'da Güvenil Konforlu aile uygun ve temiz bir mobilyalı kiralık daire ve/veya ev arıyorsanız burada gönül rahatlığı ile kalabilirsiniz tavsiye ederim. biz çok memnun kaldık 34-Ankara'ya fuar için personellerimizle gelip kaldığımız Evodak Apart Şirketine göstermiş olduğu misafirperverliğinden dolayı teşekkür ederiz. 35-Ankara'ya geldigimde tekrar ayni evi kiralayacagim. Ben de oglum da cok begendik. Merkezi yer. Ulasim kolay. Temiz mekan. 36-Aylık Haftalık Sezonluk Kiralık Apart Daireler Yıldız Çankaya Oran Turan Güneş 37-Balgat Çukurambar Oran Yıldız Yüzüncüyıl Söğütözü Ahlatlıbel semtlerinde Haftalık Aylık sezonluk Mobilyalı kiralık apart daireler konusunda deneyimli kurumsal firma Evodak Apartment 0312 2856005 38-Balgat çukurambar söğütözü civarında konaklamayabileceğiniz en güvenilir yer tavsiye ederim tedavi için geldiğim Ankara'da 8 gün ailem ile birlikte kaldım 39-Balgat Full Mobilyalı Kiralık Ev Apartlar Aileye uygun Konforlu Güvenli, Temiz Merkeze yakın ulaşımı kolaylı olan Kurumsal işletme 40-Balgat haftalık Kiralık ev merkeze yakın Konforlu, Emniyetli,Kurumsal 2+1 4 kişi kapasiteli 85 m2 Aile için uygun, Sağlık Tedavi amaçlı 41-Balgat Mobilyalı Kiralık Daire ve Evler - Full Mobilyalı Konforlu Temiz aileye uygun 42-Haftalık Aylık Sezonluk Apartlar 4 kişi kapasiteli klima LCD TV 2+1 85m 43-Balgat'da Günlük Haftalık Aylık Sezonluk Kiralık Apart Daireler Hastane Tedavi, Sağlık, Fuar,Eğitim, Mezuniyet, Üniversite kayıt amaçlı ziyaretcilere için 44-Balgat'da sağlık ve tedavi için 25 gündür konakladığımız Evodak konaklama personeline şükranlarımız bir borç biliriz. 45-Balgat'daki Ankara Özel Memorial Hastanesi, Söğütözü'deki Özel Medikana Hastanesi, özel Bayındır Hastanesi, çukurambar'daki Özel koru hastanesi'inde sağlık ve Tedavi amaçlı gelen hasta, hasta yakınları refekatcıları Iraklı Libyalı arap ve veya Türk Hastalarının kısa süreli günlük,haftalık, aylık, Konaklamaları için full mobilyalı eşyalı kiralık evler ve apart dairelerimiz mevcuttur. 46-Başta işletme sahibi ve ekibi olmak üzere tüm personeller güler yüz gösteren, profesyonel hizmet anlayışını düstur edinmiş bir işletme. 47-bayram ziyareti için eşimle ankara geldik evodak konaklamadan ev kiraladık temiz ve konforlu daireler 48-Bazı sağlıksal sebeplerden ötürü tedavi amaçlı Ankara’ya gelmem sebebiyle uzun süreli konakladığım, bana kendimi evimdeymişim gibi hissettiren, öncelikleri müşteri memnuniyeti olan mükemmel bir işletme. 49-Bir çok hastaneye yakın olması konforlu rahat temiz ve uygun fiyatta bulabileceğiniz en uygun mobilyalı kiralık apart daireler 1 ay konaklamadık çok memnun kaldık. 50-Cok temiz cok memnun kaldim. Bundan sonra geldigimde hep orda uygun olursa kalmayi planliyorum. 51-Çankaya Günlük Kiralık Ev Aileye uygun Konforlu Hijenli Emniyetli Kızılay Emek Bahçelievler Fuar alanına Hastaneye yakın Haftalık Aylık Sezonluk kiralama 52-Çok memnun kaldık apart sahibi ve personelli son derece ilgili ve güleryüzlü,konforlu emniyetli bir işletme 53-Çukurambar Eşyalı Kiralık Ev ve/veya Mobilyalı Apart Daire Kiralama ATO Fuarına Medicana, Bayın Memorial, TOBB Hastanelerine yakın Konforlu Daireler 54-Çukurambar Söğütözü ve Balgat'da bulunan Özel Memorial Hastanesi, Özel Koru Hastanesi, Özel Medicana Hastanesi, Özel TOBB Hastanesi ve Bayındır Hastaneleri en yakın ve Hasta ve Hasta yakınlarının konforlu ve Temiz bir şekilde konaklayabilecekleri en güvenilir bir işletme Evodak Apartment 031222856005 55-Çukurambar, yüzüncüyıl, balgat, Çankaya, Bahçelievler, Söğütözü, Ankara, Mobilyalı, Eşyalı, Günlük, Haftalık, Aylık, Sezonluk, Kısa süreli, Daire, Ev, Otel, Misafirhane, Konaklama yeri, motel, 56-Eşimle beraber dört gece konakladım, yeri bulmak çok kolay. Odalar temiz ve çok konforlu. 57-Evodak Apartment Konaklama Ltd.Şti.Günlük Haftalık Aylık,Çukurambar Söğütözü ve Balgat'da bulunan Özel Memorial Hastanesi, Özel Koru Hastanesi, Özel Medicana Hastanesi, Özel TOBB Hastanesi ve Bayındır Hastaneleri en yakın ve Iraklı Libyalı Arap ve/veya Şehirdışından gelen Türk Hastaların Hasta ve Hasta yakınlarının/Refakatıcılarının konforlu ve Temiz bir şekilde konaklayabilecekleri 2+1 Daire,24 Saat Sıcak Su,85 m2,Wifi / İnternet,2 adet yatak odası,LCD TV,4 kişi kapasite,Uydu Yayını,Full Mobilya Klimalı,Beyaz Eşya,Doğalgaz Kombi,Amerikan Mutfak,Laminant Parke,Amerikan Kapı,Modern Dekorasyon,Şık Aksesuarlar Temiz Havlu & Çarşaf,Çelik Kapı,Ses & Isı Yalıtımı,Güvenlik Kameralı,LED Aydınlatmalı Full mobilyalı kiralık Apart daireler Nasuh Akar Mah 1400 Sok No: 16/3 Balgat Çankaya ANKARA Tel: +90 312 285 6005 +90 532 424 93 73 [email protected] 58-Evodak Apartment Koru Hastanesinde uzun süreli tedavi gören hasta ve hasta yakınlarına/ Refakatcıların Çukurambar ve Balgat'daki kendi evlerindeki konforu sağlayan 2+1 85 m2 buyukluğundeki Full Mobilyalı Kiralık Daireler konusunda kiralama hizmeti vermektedir. 0312 2856005 59-Geçtiğimiz hafta İstanbul'dan gelen misafirlerimin konaklaması için rezervasyon yaptığım bu işletme evime araçla 15 dk. mesafede yer alıyor. Gerek konaklama deneyimi, gerek sunduğu imkânlar dolayısıyla muhteşem bir tercih noktasıdır. Misafirlerimi güvenle ve huzurla ağırlayabileceğim müthiş bir işletme olduğunuz için tüm çalışanlarınıza teşekkürler. 60-Gönül Rahatlığı ile ailece kalabileceğiniz bir ortam merkeze yakın konforlu rahat 61-Gönül rahatlığıyla konaklayabileceğiniz; güvenilir, hijyenik ve şehrin tam göbeğinde hizmet veren bir işletme. 62-Hasta ve Hasta yakınlarının refakatcıların konakma için en uygun ve hesaplı apart daireler, hastanelere yakın konforlu temiz ve güvenli 63-İhtiyaç duyabileceğiniz her şey mevcut. Ulaşımı çok rahat ve çevresindeki sosyal ortam ile birlikte konforlu ve kaliteli bir işletme. 64-İş amaçlı Ankara'ya her geldiğimizde farklı semtlerindeki Evodak Firmasına ait Evlerde kalma fırsatımız oluyor ve hepsi gercekten temiz konforlu ve aile ortamına uygun yerler oldukça başarılı buluyorum. teşekkürler 65-İş dolasıyla 2 gece kaldım, konumu iyi, toplu taşıma araçlarıyla iç içe, hizmet kalitesi harika. Aynı şekilde Wi-Fi vs. de sorunsuz çalışıyor, firma çalışanları güler yüzlü, odalar çok rahat ve büyüklüğü ideal, kesinlikle tavsiye ederim. 66-İş seyahatlerimde sürekli tercih etmiş olduğum, kesinlikle tavsiye edebileceğim bir işletme. 67-Kalp Damar Cerrahisi; Girişimsel Kardiyoloji; Tıbbi Onkoloji; Radyasyon Onkolojisi; Kemik İliği Nakli; Tüp Bebek; Ortopedi; Beyin ve Sinir Cerrahis; Kardiyoloji; Kalp ve Damar Cerrahisi; Tıbbi Onkoloji; Radyasyon Onkolojisi; Çocuk Onkoloji ve Kemik İliği Nakli; yoğun bakım ünitelerinde; Organ Nakli (Böbrek ve Karaciğer Nakli); Kemik İliği Nakli (KİT); İleri Radyoterapi; Girişimsel Radyoloji; Obezite Cerrahisi; Robotik Böbrek Taşı Cerrahisi; Medikal Teknoloji; Cyberknife; Intraoperatif Radyoterapi; IMRT Özellikli Radyoterapi; PET-CT; MR; CT; ERCP; ESWL 68-Kısa bir iş ziyaretimde burada kaldım. Bence birçok otele göre çok daha güzel avantajları var. Şehre çok yakın ve AVM’lere çok yakın. Daireler güzel, konforlu, temiz. 69-Konforlu, Rahat ulaşımı kolay ve çok temiz Evodak Firmasına ve çalışanlarını teşekkür ederiz. başarılarının devamını dileriz. 70-Konumu itibariyle her yöne hareket imkânı sağlayan dairenin odaları da bir o kadar rahat. 71-Koru Hastanesinde tedavimiz için geldiğimiz ankara 'da 2 ay boyunca kaldığımız Evodak Apartment a ait mobilyalı kiralık evlerde çok memnun kaldık konforlu hastaneye yakın temiz ve aile ye uygun çok başarılı bir işletme 72-Merkezi bir konumda bulunan Evodak Truzim Konaklama Ltd.Şti. Mükemmel bir işletme örneği vermektedir kesinlikle öneririm Merkezi konum, uygun fiyat ve güler yüzlü hizmeti ile Ankara seyahatlerimde her zaman ilk tercihim olacak. 73-Merkezi konumu nedeniyle ulaşım araçlarına ihtiyaç duymadan birçok yere ulaşabilme olanağı sunuyor. Temizliği ve firmanın profesyonel yaklaşımı kendinizi rahat bir ortamda hissetmenize yardımcı oluyor. 74-Mezuniyet töreni için geldiğimizde kaldığımız ve çok memnun olduğumuz ankara gününbirlik kiralık daire Uygun fiyat ve temiz bir mekan 75-Oldukça hızlı ve kolay bir şekilde ankaradaki en hesaplı kalacak yerleri bulabiliyorsunuz. Herkese tavsiye ederim. 76-Özel Koru Hastanesindeki 20 günlük tedavimiz için geldiğimiz ankarada Evodak Konaklamanın Full Mobilyalı dairelerinde kaldık Temiz ve emniyetliydi Teşekkürler 77-Rahatlık. Ankara'da ki evim ?? 78-sağlık için ankaraya gelmişseniz hastaneler yakın temiz konforlu bir kalacak yer arıyorsanız evodak apartment ı tavsiye ederim 79-Sağlık Konaklamanın en iyi adresi evodak apartment Söğütözü Bölgesinde bulunan Özel Medicana Hastanesi, Özel Bayındır Hastanesi, Özel TOBB Hastanesi, Özel Koru Hastanesi ve Özel Memorial Hastanelerinde tedavi amaçlı ankara'da bulunan hasta ve hasta yakınlarının konaklamaları için ailelere uygun apart daireler Evodak Apartment +90 312 285 6005 80-Söğütözündeki hastanede Tedavi için bulunduğumuz ankara'da kendi evimiz gibi rahat etme imkanı sunan Evodak Çalışanlarına şükranlarımız bildiriz. 81-Şehir Dışında gelen müşteri ve personellerimiz için Gönül rahatlığı ile konaklayabileceği konforlu aileye uygun temiz Apart daireler ve evler 82-Şehir merkezinde ve AVM’lere yakın, toplu taşıma araçlarıyla iç içe olmasının yanı sıra sınırsız bir konfor sunuyor. 83-Tedavi için geldiğimzde kalmış olduğumuz evler çok konforlu ve güvenilir hastaneler yakın olması merkeze ulaşımın rahat olması ve market pazar imkanın olması çok iyi idi teşekkür ederiz. ve kalacaklara tavsiye ederiz. 84-Tedavi İçn ankara da bulunduğumuz süre içinde evodak konaklama da kaldık temiz konforlu ciddi bir işletme tavsiye ederim 85-Tekstil toptan alışveriş için Ankara'ya geldiğimiz zaman ekip halinde konakladığımız ev rahatlığında kalabildiğimiz bir yer teşekkürler evodak ve çalışanlarına 86-Temiz, rahat ve uygun koşullarda konaklayacakları yer arayanların hiç düşünmeden gönül rahatlığı ile tercih yapabilecekeri bir mekan.Bir kaç defa konaklama fırsatım oldu herdefasında çok memnun ayrıldım.Teşekkürler Hakan bey.. 87-Temizlik ve konfor açısından çok memnun kaldım. Aklında şüphe kalan herkese tavsiye ederim 88-Tertemiz ve uygun fiyatlı. Birsonraki ziyaretimde yine tercihlerim arasında olacak. Teşekkürler 89-Türk aile yapısını, değerlerini ve misafirperverliğini profesyonel hizmet anlayışla sentezleyip konaklama hizmeti sunan bir firma. 90-yku kalitesi iyi ve temizliği iyi olan bir işletme AVM’lerin yakınında olması alışveriş için bir avantaj. 91-Yurtdışından Ankara ya İş amaçlı Konsolosluk görevi Tedavi amaçlı gelen aylık veya kısa süreli kalması gereken tüm yabancı yerli misfirlerin konaklaması için Full Mobilyalı Aile ye uygun Kiralık dairelerimizle Çankaya, Yıldız, Oran Dikmen, GOP, Balgat, Söğütözü,Yüzüncüyıl Dikmen gibi bölgelerede hizmet vermekteyiz. 92-Evodak Konaklam Ltd.Şti.nin Ankara'nın çeşitli semt ve bölgelerinde ( Yıldız, Oran, Dikmen, Çankaya, Balgat, Çukurambar, Yüzüncüyıl, Söğütözü,) Ailenizle gönül rahatlığı ile Haftalık Aylık Sezonluk Full Mobilyalı Modern, Konforlu Güvenilir, Emniyetli Temiz ve Kurumsal Hizmet verilen Kiralık ev ve Dairelerde kalabilirsiniz.0312 2856005 "93-Memorial Ankara Hastanesi 1,3 km,Dr. Rıdvan Ege Hastanesi 2,4 km,Atatürk Eğit. Araş.Hastanesi 800 m, Bayındır Hastanesi 2,8 km,Akay Hastanesi 4,7 km,Özel TOBB ETÜ Hastanesi 2,6 km,Kamu Hastaneler Birliği 500 m, Ankara Medicana Hastanesi 3 Km,Koru Hastanesi 2 Km " 94-Mükemmel bir işletme tavsiye ederim 15 gün kaldık çok memnun olduk. Çalışanlar çok nazik evler konforlu ulaşımı kolay 95-Odaları gayet güzel, ihtiyaç duyulan her şey mevcut. İş seyahatleri için gayet uygun, fiyat olarak da iyi. 96-Firma çalışanları ilgili, daireler büyük, gösterişli ve temizdi. Odalar yeni ve bakımlıydı.Ankara'da aile ile birlikte konaklayabileceğiniz konforlu güvenli bir işletme tavsiye ederim. 97-Hizmet mi dersiniz kalite mi dersiniz güvenilirlik mi dersiniz hepsi bir arada bu çatının altında.
Çukurambar, Söğütözü, Balgat, Ankara, Türkiye , Amerika Birleşik Devletleri Vize İşlemleri,Green Card, Randevü Ankara'da Otel, Konaklama, Motel Apart Daire, Tehran Uçak, İran Havayolları, Amerika Konsolosluk, Vize Bölümü, 10 yıllık vize, Yeni Ankara Amerikan Konsolosluğu Çukurambar ANKARA Türkiye
submitted by evodak01 to u/evodak01 [link] [comments]


ÖLÜMDEN DÖNDÜM ! ÇAMUR EVDE 1 GECE GEÇİRDİK - YouTube Berke Kalfa - YouTube ERSİN YEKİN'İN CANLI YAYININI TROLLEDİM ÇILDIRDI!! 1 VS 1 ... Mustafa Ceceli - Bedel - YouTube BAŞKALELİ XALO ARAP KALBİ OLANLAR İZLEMESİN +18 Hangisini Seçersin? Bu 15 Tehlikeli Bulmacayı Çözerek Hayatta Kal Ebru Yaşar - Kalmam ( Erkan KILIÇ Remix ) - YouTube

Her yıl Arap turistlerle dolup taşan şelale boş kaldı

  1. ÖLÜMDEN DÖNDÜM ! ÇAMUR EVDE 1 GECE GEÇİRDİK - YouTube
  2. Berke Kalfa - YouTube
  3. ERSİN YEKİN'İN CANLI YAYININI TROLLEDİM ÇILDIRDI!! 1 VS 1 ...
  4. Mustafa Ceceli - Bedel - YouTube
  5. BAŞKALELİ XALO ARAP KALBİ OLANLAR İZLEMESİN +18
  6. Hangisini Seçersin? Bu 15 Tehlikeli Bulmacayı Çözerek Hayatta Kal
  7. Ebru Yaşar - Kalmam ( Erkan KILIÇ Remix ) - YouTube
  8. 24 SAAT BOYUNCA ÇÖLDE KALMAK!!! - YouTube
  9. YouTube

Selam TG Ordusu. Çamur evde 1 gece geçirdik. Ölümden döndüm ve şiddetli akıntılı göle düştüm tutunacak bir dal bulmasaydım sonum fenaydı. Sözümüzü tuttuk ve ... KANALA ABONE OLUP BİLDİRİMLERİ AÇMAYI UNUTMAYIN :) BAĞIŞ LİNKİ : https://www.bynogame.com/thezemzem Takip Etmek İçin : https://goo.gl/9A81km Instagram ... Mustafa Ceceli'nin, DMC etiketiyle yayınlanan 'Bedel' isimli tekli çalışması, video klibiyle netd müzik'te. Söz & Müzik: Bilal Sonses Düzenleme: Mustafa Cece... Merhaba arkadaşlar ben Berke. İlk önce kanalıma hoşgeldiniz.Bu kanalda sizlerin korkularınızı yenmeye çalışıcaz ve korkuyu trolle çeviricez. Kısaca sizi Kafa... PROFESYONEL KAMERA,DRON,KLİP,DÜĞÜN ÇEKİMLERİ İÇİN REZERVASYON Osman Özaraz 0543 251 0439. © İçeriklerin Başka Kanallara Yüklenmesi ⓎⒶⓈⒶⓀⓉⒾⓇ...! Contact [email protected] -----... Canlı Kalmak İçin Çözmen Gereken Hayatta Kalma Bulmacaları (KARAKTER SENSİN) - Duration: 12:12. Beyinn 512,081 views. 12:12. Sevdiğiniz videoların ve müziklerin keyfini çıkarın, orijinal içerik yükleyin ve tümünü YouTube'da arkadaşlarınızla, ailenizle ve dünyayla paylaşın. Bugün Dubai çöllerinde 24 Saat geçiriyoruz. Çölde safari, Bedevi çadılarında yemek, Arap eğlenceleri, ateş saçan ejderha adam ve çok daha fazlası bu videoda....